SAHİH-İ MÜSLİM

CENAZE

 

10- AĞIT YAKMA VEBALİNİN AĞIR OLDUĞU BABI

 

2157- Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe tahdis etti, bize Affan tahdis etti, bize Eban b. Yezid tahdis etti (H.) Bana İshak b. Mansur da -ki lafız onundur- tahdis etti, bize Habban b. Hilal haber verdi, bize Eban tahdis etti, bize Yahya'nın tahdis ettiğine göre Zeyd kendisine şunu tahdis etti: Ebu Sellam kendisine tahdis ettiğine göre Ebu Malik el-Eşari de kendisine Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu tahdis etti: "Ümmetim arasında cahiliye işinden olup terk etmeyecekleri şu dört şey kalacaktır: Soy sopla övünmek, neseblere dil uzatmak, yıldızlarla yağmur istemek ve ağıt yakmak. "

Ayrıca şöyle buyurdu: ''Ağıt yakan kadın eğer ölümünden önce tevbe etmeyecek olursa kıyamet gününde üzerinde katrandan bir elbise ve uyuzlu bir gömlek bulunduğu halde kaldırılacaktır. "

 

 

Yalnız Müslim rivayet etmiştir

 

AÇIKLAMA:          "Yıldızlarla yağmur istemek." Buna dair açıklama İman bölümünde:

 

"Şu yıldızın doğması sebebi ile bize yağmur yağdırıldı" hadisini şerh ederken geçmiş bulunmaktadır.

 

''Ağıt yakan kadın ölümünden önce tevbe etmeyecek olursa" buyruğunda ağıt yakmanın haram olduğuna delil vardır. Bu, üzerinde icma edilmiş bir husustur.

Yine bu hadisten mükellef kişi ölmeden ve can çekişme haline gelmeden önce tevbesinin sahih olacağı hükmü anlaşılmaktadır.

 

 

 

 

2158- Bize Muhammed b. el-Müsenna ve İbn Ömer de tahdis etti. İbnu'l-Müsenna dedi ki. Bize Abdulvehhab tahdis edip dedi ki: Yahya b. Said'i şöyle derken dinledim: Amre'nin bana haber verdiğine göre o Aişe'yi şöyle derken dinlemişti: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e İbn Harise, Cafer b. Ebu Talib ve Abdullah b. Revaha'nın öldürüldüğü haberi ulaşınca, Resulullah üzüldüğü anlaşılan bir hal ile oturdu.

(Aişe) dedi ki: Ben de kapı aralığından bakıyordum. Bir adam ona gelerek: Ey Allah'ın Resulü! Cafer'in hanımları deyip onların ağladıklarından söz etti. Allah Resulü ona gidip kendilerine bu işi bırakmalarını söylemesini emretti. O da gittikten sonra tekrar geldi ve kendisine itaat etmediklerini söyleyince Allah Resulü ona ikinci defa gidip bu işten vazgeçmelerini söylemesini emretti. O da gitti, sonra tekrar ona gelerek: Allah'a yemin olsun ki ey Allah'ın Resulü! Onlar bize baskın çıktı, dedi.

 

(Amre) dedi ki: Aişe Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Git onların ağızlarına toprak doldur" buyurduğunu da söyledi.

Aişe dedi ki: Bunun üzerine ben: Hay Allah sana layıkını versin. Allah'a yemin ederim ki, ne Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sana ne emrini yerine getirdin ne de Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i meşakketten kurtardın, dedim.

 

 

Diğer tahric: Buhari, 1305, 1299 -buna yakın-, 4263 -buna yakın-; Ebu Davud, 3122; Nesai, 1846

 

AÇIKLAMA:          "Kapı aralığından bakıyordum" anlamındaki ibare, Buhari ve Müslim'in rivayetlerinde (.....) şeklindedir. "Şakki'l-bab" ifadesi ise "sair"in açıklamasıdır.'Bazıları "sair" değil de ancak "sayır" denileceğini söylemişlerdir.

 

"Git onların ağızlarına toprak doldur" Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ona bu emri vermesi onların ağlayışlarına tepki gösterip bu işten vazgeçmeleri hususundaki ileri derecedeki hassasiyeti ortaya koymak içindir. Bazıları bu ağlayışı ağıt ve feryad ü figan diye açıklamış ve bundan dolayı yasak özellikle vurgulanmış, demişlerdir. Yoksa yalnızca bir gözyaşı akıtmak olsaydı onu yasaklamazdı çünkü kendisi de bu kadarını yapmış ve bunun haram olmadığını, bir rahmet olduğunu haber vermiştir.

 

Diğer bir kısmı ise bu ağlayışın feryad ve figan olmaksızın, bağırmaksızın yapıldığını söylemiş ve şöyle açıklamışlardır: Sahabe olan kadınların vazgeçmeleri defalarca söylendikten sonra haram olan bir işi işlemeye devam etmeleri uzak bir ihtimaldir. Bu mücerret bir ağlamaktan ibaretti. O tenzihen ve edeb olmak üzere yasaklanmıştır. Haram olduğu için değiL. Bundan dolayı onlar da bu hususta tevilde bulunarak ısrar etmişlerdir

.

"Allah sana layıkını versin, Allah'a yemin olsun ki ne Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in emrettiğini yaptın ... " yani sen görevini hakkıyla yapmadın. Ne -eksikliğin ve kusurundan dolayı- sana emrolunan vazgeçmelerini söyleyip vazgeçirmek işini yapabildin, ne de Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e bu konuda yetersiz olduğunu haber vererek senden başkasını gönderip böylelikle yorulmaktan onu kurtarıp rahatlattın.

 

(Allah sana layıkını versin diye tercüme ettiğimiz) "erğamallahu enfek: Allah burnunu yere sürtsün" demektir. Bu da o kişinin zelil edilmesine, küçük düşürüfmesine bir işarettir.

 

 

 

 

2159- Bunu bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe de tahdis etti, bize Abdullah b. Numeyr tahdis etti. (H.) Bana Ebu Tahir de tahdis etti, bize Abdullah b. Vehb, Muaviye b. Salih'den haber verdi (H.) Bana Ahmed b. İbrahim edDevrak! de tahdis etti, bize Abdussamed tahdis etti, bize Abdülaziz -yani b. Müslim- tahdis etti. Hepsi Yahya b. Said'den bu isnad ile hadisi buna yakın olarak rivayet etti. Abdulaziz'in rivayetinde ise: "Ne de Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i meşakkatten kurtardın" dediği zikredilmiştir.

 

 

AÇIKLAMA:          Hadisin Abdülaziz yolu ile gelen rivayetinde: "Ne de Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i meşakkatten kurtardın" denilmektedir. Burada bizim diyarımızdaki nüshaların birçoğunda bu şekilde "el-'iyy" şeklindedir. Bu da yorgunluk anlamındadır. Aynı zamanda birinci rivayette geçen "el-ana" ile aynı anlamdadır.

 

Kadi İyaz: Bu lafız bazı nüshalarda noktalı gayn ile "el-ğayy" diye zikredilmiştir ki bu bir tashif (hatalı yazımıdır. Çoğunda ise "el-ana" diye kaydedilmiştir, demektedir.

Şu kadar var ki onun çoğunluğa nisbet ettiği bu şekil, Müslim'in siyakına aykırıdır. Çünkü Müslim zaten birincisinde "el-ana" lafzını rivayet etmiş, sonra ikinci rivayeti kaydederek onun da bu lafız dışında birinci rivayete yakın olduğunu söylemiştir. Böylelikle durum kaçınılmaz olarak birincisinden farklı olmasını gerektirmektedir.

 

 

 

 

2160- Bize Ebu'r-Rabi ez-Zehranı tahdis etti, bize Hammad tahdis etti, bize Eyyub Muhammed'den tahdis etti, o Ümmü Atiyye'den şöyle dediğini rivayet etti: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bey'at ile birlikte bizden ağıt yakmamak üzerede söz almıştı. Bu söze aramızda beş kadın dışında hiçbir kadın bağlı kalmadı. Bunlar Ümmü Suleym, Ümmü Ala, Muaz'ın karısı Ebu Sebre'nin kızı -yahut da Ebu Sebre'nin kızı ile Muaz'ın karısıdır.

 

Diğer tahric: Buhari, 1306; Nesai, 4191 -muhtasar-

 

 

 

2161- Bize İshak b. İbrahim tahdis etti, bize Esbat haber verdi, bize Hişam, Hafsa'dan haber verdi, o Ümmü Atiyye'den şöyle dediğini rivayet etti:

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bizden bey' at kapsamında "ağıt yakmayacaksınız" diye de söz almıştı. Aramızdan beş kadından başka kimse bu söze bağlı kalmadı. Bunlardan birisi de Ümmü Suleym'dir.

 

 

Yalnız Müslim rivayet etmiştir

 

AÇIKLAMA:          "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bizden bey' at ile birlikte ağıt yakmamak üzere de söz aldı" denilirken diğer rivayette (2161) "bey'at kapsamında" buyurulmaktadır. Bundan feryad edip ağıt yakmanın haram ve çok çirkin olduğu, ona karşı tepki gösterip ondan vazgeçirmenin önemsenmesi gerektiği hükmü anlaşılmaktadır. Çünkü bu, kederi daha da artırır, satın ortadan kaldırır. Ayrıca bu hal ilahi takdire, teslimiyete, yüce Allah'ın emrine boyun eğmeye de aykırıdır.

 

"Aramızdan beş kadın dışında buna bağlı kalan olmadı." Kadi İyaz dedi ki: Bu Ümmü Atiyye ile birlikte bey'at eden kadınlar arasından beş kadından başka kimse bağlı kalmadı, demektir. Yoksa bu beş kadın dışında müslüman kadınlar arasından ağıt yakmayı terk eden olmadı, anlamında değildir.

 

 

 

 

2162- Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe, Zuheyr b. Harb ve İshak b. İbrahim birlikte Ebu Muaviye'den tahdis etti. Zuheyr dedi ki: Bize Muhammed b. Hazim tahdis etti, bize Asım, Hafsa'dan tahdis etti, o Ümmü Atiyye'den şöyle dediğini rivayet etti: Şu: ''Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak üzere ... ve hiçbir ma'rufta sana karşı gelmemek üzere bey'at ettiklerinde" (Mümtahine, 12) ayeti nazil olunca itaat olunması gereken hususlardan birisi de ağıt yakmak(dan) vazgeçmek idi.

 

(Um Atiyye) dedi ki: Ben: Ey Allah'ın Resulü, filan aile bundan müstesna olsun. ÇÜnkü onlar cahiliye döneminde iken bana (bu hususta) yardım etmişlerdi. Dolayısı ile onlara yardımcı olmak da benim için kaçınılmazdır, dedim. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Filan aile müstesna" buyurdu.

 

 

Yalnız Müslim rivayet etmiştir

 

AÇIKLAMA:          Ağıt yakmaları kadınlara yasaklandığında Ümmü Atiyye'den şöyle dediği nakledilmektedir: "Ey Allah'ın Resulü! Filan aile müstesna." Bu Ümmü Atiyye'ye filan aile hakkında özel olarak ruhsat verdiği, müsaade ettiği anlamındadır. Nitekim ifadeden açıkça anlaşılan da budur. Ondan başkası için ağıt yakmak helal olmadığı gibi filan aile dışındakiler için de onun ağıt yakması da helal değildir. Nitekim hadiste de bu husus açıkça ortadadır.

Şeriat koyucunun, genel olan hükümden dilediği şekilde tahsis yapıp özelleştirme hakkı vardır. Bu hadis ile ilgili olarak doğru hüküm işte budur. Fakat Kadi İyaz ve başkaları bu hadisin açıklanmasını zor bulmuş ve şöyle demişlerdir: Bununla ilgili hayret verici, şaşırtıcı görüşler vardır. Burada benim maksadım ise bu gibi görüşlere aldanmaktan sakındırmaktır. Öyle ki, Maliki alimlerinden kimisi bu hadis dolayısı ile ve Cafer'in hanımları ile ilgili kıssa sebebi ile ağıt yakmak haram değildir, demiştir. Haram kılınan yalnızca yakaları yırtmak, yanakları tırmalamak, cahiliye davasını gütmek gibi cahill bir takım fiillerin beraberinde yapıldığı ağıt yakmalar haramdır, diye eklemişlerdir.

 

Doğrusu ise bizim ilk olarak sözünü ettiğimiz ve ağıt yakmanın mutlak olarak haram olduğu hükmüdür. Genellikle ilim adamlarının mezhebi de budur. Bu görüşü ileri sürenin kendi görüşüne sağlıklı bir delili de bulunmamaktadır .

 

Sonraki sayfa için aşağıdaki link’i kullan:

 

11- KADINLARIN CENAZELERİN ARKASINDAN GİTMELERİNİN NEHYEDİLDİĞİ BABI